Dünyadan Uzak / Away From The World

20 ocak / 08 ağustos 2018


…. Bugün insanların yaşadığı yalnızlığı kim öngörebilirdi? Her gün dünyaya ilişkin gövdesiz ve sahte bir imgeler ağı tarafından yeniden onaylanan bir yalnızlık. Ama imgelerin bu sahteliği bir hata değil. Eğer kar peşinde koşmak insanlığın kurtuluşunun tek yolu olarak görülürse, gelir elde etmek mutlak öncelik haline gelirse, o zaman gerçekten varolanın itibar görmemesi, görmezden gelinmesi ve baskı altında tutulması gerekir. Bugün resim yapmak, yaygın bir ihtiyaca cevap veren bir direniş eylemidir ve umutlanmayı teşvik edebilir.

 

John Berger – Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar

 

Son iki yıldır beklenmeyen bir anda gelen, hiç tahmin edemediğimiz, distopik diyebileceğimiz bir süreçten geçtik. Ve ilk kez tüm dünya ile birlikte ortak bir sorunumuz oldu. Salgınla birlikte gelen karantina süreci, durmaya yakın yavaşlayan zaman, bilinmezlikler, izolasyon ve getirdiği yalnızlaşma, hepimizi konusunu bile tam anlayamadığımız bir bilim kurgu / felaket filminin içine attı. Sonrasında, ilk şaşkınlığı atlatma ve hala süren durumu anlama idrak etme, kabul etme ve başa çıkma süreci…

 

Kendi özelimde bu zor süreç ile başa çıkma yöntemim ise; Her zor zamanda yaptığım gibi, tuvalin karşısına geçip o anda kalabilmek ve resim yapmayı sürdürmek, belki de ‘’kayıp zaman’’ içinde kaybolmama çabası ile yine sanata sığınmaktı

 

John Bergerin yukarda ki saptamasına kendi gerçekliğimi de ekleyerek diyebilirim ki; Sanatçılar için bir varoluş biçimi olan sanat, diğer herkes için zor zamanların temel gereksinimidir ve yaşam devam ettikçe her alanda çeşitlenerek varolmayı sürdürecektir.

 

Bu süreçte yaptığım çalışmalar salgın döneminde ve dönemin doğal olarak üzerimdeki psikolojik etkisiyle yapılmış olmaları dışında, salgınla görsel anlamda direkt ilişkili değildir.

 

BUKET GÜRELİ

 


 

Kataloğu incelemek için tıklayın.

 


 

Sanat Okur’dan Nil Has’ın sergi ile ilgili Buket Güreli ile yaptığı röportaj:

 

-Dünyadan Uzak başlıklı sergisinizin ortaya çıkışından ve yer alan işlerinizden bahseder misiniz?

 

-‘’Dünyadan Uzak’’ başlıklı sergimde yer alan çalışmalarım, tam da alıştığımız dünyadan bir anda uzaklaştığımız ve adeta distopik bir sürece geçtiğimiz pandemi, karantina döneminde ürettiğim işlerdi. İşlerim doğal olarak dönemin bende ki psikolojisi ile yapılmış çalışmalar. Beden dillerinden sıkıldıkları ya da bekledikleri belli olan figürler var, bunların bir kısmı pencereden ya da tuvalin dışından gelen ışığa doğru bakıyorlar, bir kısmının da sırtı izleyene dönük tuvalin içinde ki belirsiz mekansız soyut bir alana bakıyorlar. İzleyici ile direkt ilişki kurmayan izole olmuş figürler. Bunun dışında kedilerim, bitkilerim ve pandemi de sık ilişkide olduğumuz objeler var. Diğerleri ile bakıldığında aynı duyguyu onlar da veriyor.

 

-Dünyadan Uzak serginiz bir zor sürecin meyvesi oldu. Peki meyvelerin olgunlaşması ve izleyiciye sunulması nasıl bir süreçti?

 

-Pandemi başlayıp herkes gibi ne yapacağımı bilemediğim kısa bir şaşkınlık döneminden sonra evden çıkıp bomboş sokaklardan atölyeye gidip gelmeye başladım. Atölye ve evin çok yakın olması büyük bir avantajdı çünkü sokağa çıkma yasaklarından etkilenmemiş oldum. Çalışmaya başladığımda herhangi bir konsept fikri ya da ilerde yapacağım fiziksel bir sergi düşüncesi yoktu çünkü takip ettiğim tüm haberler yeni bir dünyadan bahsediyordu ve o dünyada her şeyin sanal ortama taşınacağı ile ilgiliydi. Bu benim için oldukça kafa karıştırıcı idi doğrusu. Geçmişte de kafam çok karıştığında ya da dünya dertleri fazla geldiğinde, karşıma bir tuval koyup güzel bir müzik eşliğinde dünyadan uzaklaştığım için bu kez de aynısını yaptım. Sadece baş edemediğim bir durumdan uzaklaşmak ya da direncimi arttırmak için, ilerde izleyiciye sunmak düşüncesi ile değil. 2020 nisan ayından itibaren her zaman ki gibi atölyeye her gün gelip, çalışarak geçirdim bu süreci ‘’normalleşme’’ ye kadar. Ve neyse ki sergiler yavaş yavaş açılmaya başlayınca, ben de yalnız ürettiğim çalışmalarıma izleyicilerle tekrar, beraberce bakmaya ve paylaşmaya karar verdim.

 

-Kırılma noktalarımız oluyor. Pandemi de pek çoğumuz için öyle oldu. Kimi sanatçılara farklı perspektifler kazandırdı veya kimisinin üretim hevesini yok etti. Siz üreterek süreçle başa çıktınız. Üretim anlarınızın dışında gerçekle tekrar bağ kurduğunuzu sanıyorum. Kaygıdan beslenmek ve üretmek nasıldı? Ne hissettirdi?

 

-Söylediğim gibi üretmeye başladıktan sonra en azından günün büyük bir bölümünde kaygılarımdan uzaklaşıyordum. Ne yapacağızı düşünmek ve hiç bilemediğimiz bir geleceği planlamak yerine mental ve fiziksel olarak sağlıklı kalmak ve yapabildiğim en iyi şeyi yapmak yeterli geldi yani sergi yazımda da söylediğim gibi ‘’ …kayıp zaman içinde kaybolmama çabası ile sanata sığınmak ‘’  Belki de bu yüzden bu dönemde ürettiğim resimlerim bu güne kadar ki en renkli resimlerim oldu. Sanırım renklerle dayanıştım onlardan güç aldım. Sergi salonunda hepsine bir arada baktığınızda her ne kadar karantina ve pandemi döneminin sıkıntısı hissedilse de renklerin bana verdiği gücü sanırım izleyenler de aldı. Sıkıntılı ve belirsizliklerle geçen bir dönemi hatırladılar ama asla karamsarlık ve umutsuzluk hissetmediler. Çünkü genel olarak aldığım tepki bu yönde oldu.

 

-Yeni projeleriniz var mı?

 

-Biliyorsunuz ben yaklaşık 10 senedir resimlerimi kağıtları parçalayıp tuval üzerine boyaymış gibi yapıştırarak yapıyorum.Yani kağıtla boya efekti yaratmaya çalışıyorum. Resimlerime bakanlar boyayla yaptığımı düşünüyorlar oysa ki fırça boya kullanmadan, tamamen kağıtla ve kolaj tekniği ile yapıyorum. Ve bu malzeme bana çalışma esnasında değişik ve yeni yollar açıyor ve onun üzerine gidiyorum. Bu son dönem işlerimi üretirken  de açtığı yeni yollar, fikirler oldu. Ben yine heyecanla o yollara dalıp yeni resimler üretmeye devam edeceğim.

Aura / Selanik

21 Şubat-28 Mart 2020


 

Küratörlüğünü Stavros Panayotakis ve Taner Güven’in yaptığı “Aura” isimli sergimiz Selanik, Yeni Cami de 21 Şubat’ta açıldı. 28 Mart’a kadar sürecek olan sergide Türkiye ve Yunanistan’dan sanatçıların disiplinlerarası işleri yer alıyor.

The exhibition “aura” by several artists from Turkey and Greece, curated by Taner Guven and Stavros Panayotakis, is going to be hold in the “yeni cami” in the Thessaloniki from 21st of the February to 28th of the March.

Kel ama Kıllı / festival progamı için resme tıklayınız

10 şubat / 16 Şubat


Arada Derneği bu yıl, 10 – 16 Şubat 2020 tarihleri arasında 9. Arada Disiplinlerarası Sanat Festivali‘ni gerçekleştiriyor. Festival bu yılki temasını “Kel ama Kıllı” başlığıyla oluşturarak beden ve cinsiyet politikalarına odaklanıyor ve saçın sosyal, dinsel, politik, kültürel alanlardaki kullanımını inceliyor.

3 ayağı İstanbul’da (Şubat, Mayıs, Ekim) diğer ayakları Londra, Viyana, Amsterdam ve Berlin’de gerçekleşecek festivalin açık çağrısına toplam 16 ülkeden birçok sanatçı başvuru yaptı. Festivalde görsel sanatlar, performans ve film gösterimleri gibi pek çok etkinlik yer alıyor.

10 – 14 Şubat 2020 tarihleri arasında Ada Sanat’ta gerçekleşecek sergide, Sabine Schwaighofer, Makhism (Mohammadali Khosravi), Babak Haghi, Dani Abo Louh, Jonathan Armour, Hakan Sorar, Ahmet Rüstem Ekici, İsmail Sarı, Eden Mitsenbcher, Ateş Alpar, İren Yılmaz, Kardelen Fulya Okumuş, Damla Şahinbaş, Leyla Üstel, Ayberk Keskin, Önder Özgenç’in işleri yer alacak.

13 Şubat’ta Tiyatro Bereze’de Sera Armağan’ın “Untitled 5” adlı gösterisi ve ardından çeşitli sanatçıların doğaçlama performanslarıyla oluşturulacak “Saç-malama” etkinliği yer alacak. 14 Şubat’ta Gamze Öztürk’ün “Örgülü Düğümlü Dominant” performansı Tütün Deposu’nda sergilenecek.

15 Şubat’ta İFSAK’ta Dani Abo Louh’un “Anlaşma” adlı kısa filmi gösterimi ve Özlem Kaya’nın “Avuç Kalbim Ayak Ruhumun Rüyası” adlı dans performansının ardından Aylin Kuryel ve Fırat Yücel‘in yönettiği “Baştan Başa” filmi gösterilecek.

16 Şubat’ta Anahit Sahne’de DJ performansların yer aldığı, partiyle festivalin ilk ayağı sona erecek.

“Kel ama Kıllı” başlığıyla çağrıya çıkan festival bütün seneye yayılan etkinliklerin yanında Mayıs ve Ekim aylarında yoğun birer haftalık etkinliklerle izleyiciyle buluşacak.

Kağıdın İzinde 12 Marta kadar uzatıldı

9 Ocak –12 Mart


Evin Sanat Galerisi 9 Ocak – 12 Mart tarihleri arasında ülkemiz sanatının 20. yüzyıl ustaları ve günümüz sanatçılarını “Kağıdın İzinde” isimli sergide bir araya getirerek; kağıt üzerine ve kağıt ile üretilen eserleri izleyici ile buluşturuyor.

Kağıdın tarihine ve sanatçıların kağıt ile ürettikleri eserlerin evrenselliğine odaklanan “Kağıdın İzinde” sergisi, kağıt üzerine üretilmiş yapıtların dışında, not kağıdına çizilmiş eskizleri, belki daha önce başka bir amaç için kullanılmış bir mukavva parçasına çizilmiş geçmişten notları ve yazışmaları barındırıyor.

Kağıdın İzinde isimli sergide; Eren Eyüpoğlu, Nuri İyem, Selim Turan, Avni Arbaş, Nedim Günsür, Neş’e Erdok, Cengiz Çekil, Rahmi Aksungur, Cansen Ercan, Temür Köran, Hakan Gürsoytrak, Buket Güreli, Nalan Yırtmaç, Zulal, Hakan Cingöz, Emin Turan ve Setenay Alpsoy’un çalışmaları yer alacak.

Çok yönlü bir malzeme olan kağıdın insanlık tarihinde akla gelebilen her alanda kullanılması ve hala kullanılmakta oluşu üzerine inşa edilen Kağıdın İzinde, 29 Şubat 2020 tarihine kadar Evin Sanat Galerisi’nde görülebilecek. Lothar Müller’in Beyaz Büyü’de kağıt için dediği gibi; “Üzerine yazı yazabilir, çizebilir, baskı yapabiliriz; onu yırtabilir, buruşturabilir ya da katlayabiliriz. Kağıt büyülü bir cisim ve başka hiçbir şey modern dünyanın gelişimine onun kadar katkı sağlamadı, hatta insanı bu denli değiştirmedi. Kutsal kitaplardan iskambil kağıdına, banknottan gazeteye, tuvalet kağıdından hisse senedine, boş sayfalardan başyapıtlara her alanda, her sınıfın, her an hayatında.”

Magma / Enver Rakovica

6 Aralık-26 Aralık 2019


6 Aralık-26 Aralık 2019 tarihleri arasında  Adasanat bu kez; Antik dönemdeki adıyla İllirya dan, (yani Balkanlar coğrafyasından) şimdiki adıyla Kosovada dan bir baskı resim ustasının yapıtlarını sanat izleyicisi ile buluşturuyor.

 

Magma

 

-MeMeT Güreli

Enver Rakovica ile 90.lı yılların başında yüksek lisans sınavı esnasında başlayan tanışıklık, sonrasında, meslektaşlığın ötesinde uzun yıllar süren bir dostluğa dönüşmüştü. Enver’le tanışıklıkta ki ilk izlenimim; Titizliği ve çalışma disipliniydi. Belgrad ve Priştine’ de aldığı iyi mesleki eğitiminin bir sonucu olsa gerek, bu disiplinin yansıması çalışma biçiminde ve yapıtlarında hemen hissediliyordu. Tabi buna mizacından kaynaklı titizliği de eklenince, bir baskı sanatçısında olması gereken tüm özellikler üretimine de yansıyordu.

Enver Rakovica ile iki yıl süren aynı atölyede çalışma sürecinde, ben gravüre yönelmiş, o da serigrafi serilerini çeşitleme çabası ile uğraşırken, verimli bir dönemi deneyimlemiştik. Doğrusu bu dönem, her ikimiz için de düzeyli bir tecrübe paylaşımı ve üretken bir çalışma süreci olmuştu.

Aynı dönemin hemen akabinde Avrupanın göbeğinde gelişen talihsiz Yugoslavya’nın parçalanma süreci yada vahşeti, ailesi ve kendisini zor koşullara maruz bırakmıştı. Bu savaş süreci çalışmalarını kesintiye uğratmış ve Rakovica uzun yıllar sanatsal çalışmalardan uzak bir dönem geçirmek durumunda kalmıştı.

Enver Rakovica çalışmalarının hemen hemen hepsinde, ancak bazı istisnalar olmakla birlikte soyutlama yada saf soyuta dayalı bir plastik dil kullanır. İlk dönem yapıtlarında serbest lekesel alanlara eklemlenmiş ağaç, kuş gibi imgeler, kültürel ve arkaik kodlar, kimi zamanda mimari doku ve detaylarının kompozisyona dahil edildiği görülmekle birlikte çoğunlukla renk, armoni kaygısı güdülerek, dokusal ve lekesel bir çözümlemeyi tercih ettiğini gözleriz.

İlk dönem serigrafi serilerinde sadece serigrafi tekniğini ve imkanlarını kullanırken son dönem serilerinde ise karışık tekniğe yöneldiğini, yani, serigrafi tekniği ile gravür tekniklerini kombine ederek sonuca gittiğini ve daha zengin dokusal, rölyefik etkilerin peşinde olduğunu görüyoruz.

 

KAZI / MeMeT Güreli

15 Kasım / 4Aralık 2019

MeMeT Güreli’nin 9.kişisel sergisi ‘’KAZI’’  Adasanat’ta 15 Kasım / 04 Aralık 2019 tarihleri arasında gerçekleşecek.

Sanatçı bu kez; 90’lı yılların başlarında yoğun şekilde uğraştığı, sonraki yıllarda da zaman zaman yapageldiği gravür baskı resim, sanatsal çoğaltmalarını ilk kez toplu halde izleyici ile buluşturmayı amaçlıyor.

 

 

Açılış: 15 kasım 2019 saat 18.30

Sergi 15 Kasımdan itibaren her gün 12.00 / 19.00 arasında ziyaret edilebilir

 

Adasanat : İstiklal caddesi, Aznavur pasajı no:108 / kat: 9  Galatasaray – Beyoğlu

 

Saat Çiçeği / Berrin Yırtmaç

23 Ekim  / 12 Kasım 2019

Berrrin Yırtmaç’ın 2007 den beri ürettiği resimlerinden bir seçki ile açacağı ilk solo resim sergisi” Saat Çiçeği ” Adasanat’ta 23 Ekim’de…
‘’Geçmiş kimin evi, gelecek kimin bahçesi?’’
Pınar Öğünç
Eskizlere ihtiyacımız var. Geçmiş, avucumuzda tutmaya çalıştığımız ne katı, ne sıvı, ikisini de andıran bir madde gibi. Bir yandan elimizin içinde ağırlığını, varlığını hissediyoruz; orada. Ama işte ne kemiğin katılığında, ne kanın akıcılığında olduğundan, aynı zamanda parmaklarımızın arasından sızmasını da durduramıyoruz. Akıyor, kaygan. Yerçekimi yönünde uzuyor, uzuyor. Gelecek ise belki bir sıcaklık olabilir avuç içinde. Ya da bazen bir tuhaf soğukluk. Ama varlığı müphem.
Geçmiş, gelecek ve şu andan konuşurken en bilgiç cümleleri şimdiye dair kurabilmişiz gibi hissediyor insan. Hem “Anını yaşa” diyorlar ya, hani tek gerçek o… Aynadakiyle baş başasın.
Öyle de değil. Yerçekiminin adını koyan bilim insanları aynaya baktığımızda aslında geçmişi gördüğümüzü söylüyor. Işığın o camsı yüzeyde kırılıp da yansıtmasıyla arada, bizim saniye diye bildiğimiz birimin bilmem kaç milyarda biri kadar bir fark var. Yani aslında ayna bile tam o anı göstermiyor, o minicik aralık kadar önceki halimiz bize bakıyor karşıdan. Beynimizin kabiliyeti bu farkı idrak etmeye yetmese de öyle. Oysa ki bu gezegende zaman geçirmenin geliştirdiği bir kabiliyet sayesinde, yaşamak denen zanaati biraz öğrenmişsek yani, bunu zaten bilebiliriz. Aynada karşıdan bize geçmişimiz bakıyor. Bakışımızdan tanıyoruz.
Zaman nedir, nasıl işler? Bunun üzerine düşünmeden felsefe yapmak mümkün değil. İlk çağdan bu yana filozoflar zamanı kavrayışımızın şekilleri, boyutları, yönü üzerine düşünüyor. Bergson’a da sorsak aynadan bize bakanın geçmişimiz olduğunu söylerdi misal. Belki de sandığımızın tersi; geçmiş ve gelecek var, aralarında en olmayanı şu an. “Şu an” dediğimiz an da geçmiş oldu. Düşünmek için eskizlere ihtiyacımız var. Bir bitki var, zaten güzelliğinden gözlerinizi alamıyorsunuz, bir de filozof mübarek. Bir adı “saat çiçeği”, diğeri “çarkıfelek” ya da “passiflora incarnata”. Muhtevası sakinleştiriyor. Saat, zaman, hatıra, hafıza, tarih ya da feleğin çarkı üzerine düşüneceksen sakinleşmeye ihtiyacın var diyor bir nevi.
Zaman nedir, nasıl işler? Bunun üzerine düşünmeden, düşündüğümüzü unutmadan misal yemek yapmak da mümkün değil, yahut ev yapmak da. Ki zaman üzerine düşünmek, hatırlamak ve özlemek, “nostalji” dediğimiz yani, o da aslen evle ilgili. Sıla hasreti çeken askerlerin, evini özleyenlerin hastalığı en başta. Barbara Cassin nostaljiyi kök, sürgünlük, aidiyet bağları üzerinden incelediği kitabına o yüzden “İnsan Ne Zaman Evindedir?” (Kolektif Kitap, 2018) ismini vermiş. Geçmiş kimin evidir?
Geçmiş bir yandan da bir inşaat faaliyeti hakikaten. Hatıraları eğeleyerek, kırarak, karıştırıp da dizerek ördüğümüz duvarlardan müteşekkil bir oda kişisel tarihimiz. Bazen bir kelimeyle, bir kokuyla canlanıp katılaşan tuğlalar her bir hatıra. Byung-Chul Han “Zamanın Kokusu”nda (Metis Yayınları, 2018) “Koku tarihe gebedir” diyor. Proust’u kayıp zamanın peşinde koşturan kokunun, şeyleri bağladığını, dokuyarak birleştirdiğini, zamansal olayları bir imgeye, bir anlatı formuna sıkıştırdığını söylüyor.
Büyük harfli “Tarih”e gelirsek, bu binanın bir kolonu, kirişi Eduardo Galeano’nun andığı kadim bir Afrika sözü olmalı: “Avlanmanın tarihi her daim avcıyı kutsar; av olan aslanların kendi tarihçileri anlatamadıkça…” Avcıların kaydettikleri gibi, “erkeklerin” yazdığı tarihten de kuşku duymak, kadınlar kendi soyağaçlarını da dizip tarihi cinsiyetlendirene kadar binanın temeline sağlam gözüyle bakmamak gerekiyor.
Zaman nedir, nasıl işler? John Berger “A’dan X’e” (Metis Yayınları, 2008) adlı kitabında “Evren beyne benzer, makineye değil. Hayat şu anda anlatılan bir hikâyedir. İlk gerçeklik hikâyedir. Tamircilik bana bunu öğretti” diyordu. Ev yapanların, evler yapmakla dolu bir tarihin öğrettikleri de mühim o yüzden. Bu işin ustaları diyor ki, ahşap parkeleri döşerken, birbirine geçirip çekiçle değil elle vurun üstlerine. Ahşap eli hissedermiş. Bir de duvar diplerinde azıcık aralık bırakmak iyiymiş. Sonra üzerlerinde gezindikçe parkeler birbirilerine iyice geçecek, zamanla zeminin engebesiyle uzlaşıp her biri bizim santimetre dediğimiz birimin belki milyarda biri kadar yayılacaklar. Beynimizin kabiliyeti bu birimi idrak edemeyebilir, ama bu gezegende zaman geçirmenin geliştirdiği bir kabiliyetle ustanın ne dediğini de çok iyi anlarız. Yaşamak denen zanaati azıcık öğrendiysek.

16. İstanbul Bienali 14 eylül /10 kasım 2019


İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Koç Holding sponsorluğunda, 14 Eylül-10 Kasım 2019 tarihleri arasında düzenlenecek 16. İstanbul Bienali, insan faaliyetlerinin dünyada bıraktığı izleri araştırmak üzere yola çıkıyor. Nicolas Bourriaud’nun küratörlüğünde düzenlenecek bienal, odağına insanlığın yarattığı doğal ve kültürel atıkları alarak, sanatçılar, düşünürler, antropologlar ve çevrecilerle birlikte sanatın güncel durumunu inceliyor.

16. İstanbul Bienali’nin başlığı, 11 Aralık Salı günü İstanbul Özel Saint-Joseph Fransız Lisesi’nde düzenlenen bir basın toplantısında duyuruldu. İKSV Güncel Sanat Projeleri ve İstanbul Bienali DirektörüBige Örer’in açış konuşmasıyla başlayan basın toplantısında bienalin küratörü; İlişkisel Estetik ve Postprodüksiyon gibi kitapların yazarı ve Montpellier Contemporain’in direktörü Nicolas Bourriaud, bienalin Yedinci Kıta başlığını taşıyacağını açıkladı.

İtalyan yönetmen Pier Paolo Pasolini’nin Şahinler ve Serçeler (Uccellacci e Uccellini) filminden bir bölümün de gösterildiği toplantıya ulusal ve uluslararası medya mensupları, eleştirmenler, sanatçılar, küratörler ve kültür-sanat kurumlarından temsilciler katıldı.

Basın toplantısının gerçekleştirildiği İstanbul Özel Saint-Joseph Fransız Lisesi, 148 yıllık geçmişiyle Türkiye’nin ilk Doğa Bilimleri Merkezi’ne ev sahipliği yapıyor. Basın toplantısına katılan konuklar, toplantı öncesinde Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğini gözler önüne seren bu merkez ile okulda yer alan Gece / Nuit sergisini de ziyaret etme fırsatı buldu. Merkezde sergilenen koleksiyon, Türkiye’de halen vahşi doğada, çoğu tükenme tehdidi altında yaşayan 30 bini aşkın hayvan türü ile 40 bini aşkın bitki türünün yanı sıra 5 bine yakın mineral ve fosil barındırıyor.

Yedinci Kıta/The Seventh Continent

İçinde yaşadığımız dünyanın yeni bir jeolojik çağa girdiği konusunda pek çok bilim insanı hemfikir. Antroposen adı verilen bu yeni çağın en belirgin özelliği ise, ona jeolojik faaliyetlerden ziyade insan faaliyetlerinin yol açmış olması. Antroposen’de gezegenin insan eli değmemiş köşeleri gitgide azalırken, yerleşim merkezleriyle diğer canlıların paylaştığı kırsal arasında var olduğuna inanılan kültür-doğa ayrımı da ortadan kalkıyor. Dünya, şehirlerin tek bir megapolde birleştiği, merkezi olmayan, tamamen insan üretimi bir mekâna dönüşüyor. Canlılar ile makinelerin, doğal ile yapay zekânın iç içe geçtiği bu çağda sanat ise giderek insanı merkezine almaktan vazgeçerek yönünü insan ile insan olmayan arasındaki sınırın geçirgenleştiği bir dünyayı araştırmaya doğru çeviriyor.

Yedinci Kıta sanatı, insanın etkilerini, takip ettiği yolları, bıraktığı izleri ve insan olmayanlarla etkileşimini araştıran bir antropoloji olarak tanımlıyor. Bienal ana başlığını, Antroposen çağının küresel ısınmayla birlikte en gözle görünür sonuçlarından biri olan, Pasifik Okyanusu’nun ortasındaki devasa atık yığınından alıyor. Popüler bilimde “Yedinci Kıta” olarak anılan bu kütle, 3,4 milyon kilometrekare genişliğinde, 7 milyon ton ağırlığındaki bir plastik yığınından meydana geliyor. İnsan atıklarının okyanusun ortasında yeni bir kıtanın oluşumuna sebebiyet verdiği bu olay, 16. İstanbul Bienali için ekolojik sorunlar karşısında sanatın güncel durumunu pek çok sanatçı, düşünür, antropolog ve çevreci ile birlikte araştırmak için bir çıkış noktası oluşturuyor.

sergi alanları: Resim Heykel Muzesi, Tophane / Pera Müzesi, Beyoğlu / Büyükada

Ah!

30 Mayıs – 16 Haziran 2019


ADASANAT, 30 Mayıs – 16 Haziran 2019 tarihleri arasında Türkiye ve Yunanistan’dan sanatçıların katılımıyla gerçekleşen bir sergiye ev sahipliği yapıyor. “Ah!” adını taşıyan serginin küratörlüklerini Gogo Smili ve Taner Güven üstleniyor, konsept ise Emre Zeytinoğlu’na ait.

Nikos Kazancakis’in “El Greko’ya Mektuplar” kitabında, bir rahip ile bir dervişin

konuşmasından alınmış bir bölüm üzerine oluşturulan konu, “Ah!” ünleminin geniş anlamını

öne çıkartıyor ve söz konusu ünlemin hem Türkiye’de hem de Yunanistan’da benzer

biçimdeki kullanımlarına dikkat çekiyor. Öte yandan şair Yorgo Seferis’in “Benim kaygım, en doğru, en kesin anlamı elde etmektir, benim için o ‘Ah’ yeter de artar bile; hiçbir zaman o

ünlemi süslemeye kalkışmam” cümlesini içeren bir metin de sergideki sanatçılara esin kaynağı oluyor.

Sergide Yunanistan’dan Panos Charalampous, Gogo Smili, George Stamatakis, Panos Mattheou, Spiros Emilios Tzimas. Stavros Panagiotakis, Kostas Pappas, Stefanos Dourtas. Türkiye’den ise Buket Güreli, Süreyya Acar, Hakan Gürsoytrak, MeMeT Güreli, Temür Köran, Taner Güven, Eyüp Öz, Selçuk Fergökçe, Yonca Saraçoğlu, A. Cem Şahin yer alıyor.

ADASANAT

İstiklal Caddesi, Aznavur Pasajı No: 108, Kat:9, Galatasaray, Beyoğlu – İstanbul.

Tel: (0212) 245 56 23. (0212) 245 35 03 adasanats@gmail.com

Halil Yavuz Ertürk Duende

26 mart 2019 / 10 Nisan 2019

Halil Yavuz Ertürk’ün ‘Duende’ isimli Resim Sergisi 26 Mart 2019 da MSGSÜ Tophane-i Amire KSM Sarnıç Galeri’de açılıyor.
1969 Ankara doğumlu Ertürk, 1996 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden mezun oldu. 1996 yılından bu yana kişisel ve karma pek çok sergiye katılan sanatçı Nuri İyem Resim Yarışması Jüri Özel Ödülü sahibi.
Halil Yavuz Ertürk eserleri, varoluşa getirdiği farklı bakış açısıyla öne çıkıyor. Sanatçı bu sergisinde de portre ağırlıklı bir seçki sunuyor.


Tarih: 26 mart 2019

 MSGSÜ Tophane-i Amire KSM Sarnıç Galeri
 Kılıç Ali Paşa Mah. Defterdar Yokuşu No:2 Tophane Beyoğlu İstanbul