Mutlu Kalabalıklar-Sayat Uşaklıgil

12 Mart /20 Nisan 2019

Sayat Uşaklıgil’in Mutlu Kalabalıklar adını verdiği 5.Kişisel Sergisi 12 Mart Salı günü Galeri 77 ‘de açıldı.

Figüratif, ütopik, sürreal çerçevelerde zaman, uzam ve mekan bağlamında yapıtlarıyla “Mutlu Kalabalıklar” isimli sergisini Galeri 77’de izleyiciye sunan Sayat Uşaklıgil, eserlerinde ironik bütünsellikler yaratıyor. Sanatçının akrilik boya ile ürettiği çeşitli formlardaki tabloları figüratif bir yoğunluk, mekansal bir derinlik içinde alternatif ve çok boyutlu gerçeklikler sunuyor. Uşaklıgil’in illüstratif ve sinematografik bir üslup ile ele aldığı yapıtlarında, kadın ve erkek figürlerinin masum ve mutlu görüntüleri, gülen ve çoğu zaman eğlenceli anlarının betimlendiği, geçmiş ve bugünün zamansal sentezinin de yer aldığı sergisi 20 Nisan 2019 tarihine kadar Galeri 77’de izlenebilir.

 
Necatibey Cad. No: 77 Ayvaz Han 
Karaköy Beyoğlu İstanbul 

212-251 90 82
 

www.galeri77.com

 

Pazar günü hariç 10:00 – 18:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. 

 


                        					

A.CEM ŞAHİN, BAŞAŞAĞI-TOPSYTURVY

18 aralık 2018 / 18 ocak 2019

(…) ”A.Cem Şahin son dönem yapıtlarında, uzun yıllar yoğunlaştığı baskı resim,( linolyum / yüksek baskı ) çalışmalarının kaynaklık ettiğini görürüz. Büyük boyutlu oymaların yüzeye basılmış görsellerini yeni bir anlayışla değerlendirerek, parçalayarak, yani bir yap-boz a uğratarak büyük boyutlu yüzeylerde adeta bir pazıla dönüştürüp, bir plastik dil kurma çabası içinde olduğunu görürüz. Bu sayede bir labirente dönüşen yüzeye yeni bir okuma ve anlam kazandırmanın peşindedir.

Barok resmin açık form ve dinamik kompozisyon anlaşındaki gibi süreç gerektiren bir algılamanın plastik sonucunu amaçlar gibidir. Ortaya çıkan konstrüktif, tekstürel doku ve “kremayer dişlisi” gibi “manidar” imgelerin yer aldığı örgünün içinde zaman zaman beliren hüzünlü portreler, grotesk bedenler, kaotik kurgunun içinden bir isyanı imlercesine bize bakarlar. Çizgisel ve lekesel örgüyle oluşan expresyon, girdap etkisi içinde çaresiz devinen figürler, ütopyanın distopyaya dönüştüğünü algılatır izleyene.

İnsanın duygusal kavrayışının sonuçları, spesifik olarak yaratıcı edimin sonucunda yapıta dönüşür.

Yapıta ilişkin okumanın metinsel bir dizgeye dönüştürülmesi en nihayetinde yorumdur, değer yargıları sonucunda ortaya çıkan yeni bir betimleme, sanatçıyla kurulan bir empatinin sözel sonucudur.

Yani, ezcümle aslolan resimdir gerisi laf-güzaftır demek lazım…

MeMeT Güreli

Sergi 18 Aralık’tan itibaren Msgsü Tophane-i Amire KSM Tek Kubbe Salonu’nda 18 ocak 2019 a kadar görülebilir

 


                        					

3. Internationale Art Thessaloniki Contemporary Art Fair

3. Internationale Art Thessaloniki Contemporary Art Fair ; 22 / 25 kasım 2018 tarihleri arasında Yunan ve uluslararası galeri ve sanatçıları bünyesinde buluşturuyor. İlk senesinde Türkiye’nin de içinde bulunduğu 9 farklı ülkeden 25 galeri, 7 proje ve 25 müzenin katılımıyla gerçekleşen Art Thessaloniki’de bu sene; 23 galerigaleri, 13 proje ve 3 müze yer alıyor. Romanya, Hollanda, Arnavutluk, Belçika, Amerika, İtalya ve Rusya’dan galerilerin katıldığı fuarda Türkiye’den de iki galeri yer alıyor.

Fuara bu yıl katılan Vandiri Art NYC, USA galerisinde ise; Temür Köran, Memet Güreli, Yonca Saraçoğlu, Eyüp Öz, Gogo Simili, Buket Güreli, Taner Güven’in eserleri sergileniyor.

Organizasyon ve artistik direktörlüğünü, estetik dokunuşlarıyla, fuarın açılışının ilk senesinden beri ilgi toplayarak devam ettiren; Pantelis Tsatsis üstleniyor. Açıldığı sene 2016’da 10 bine yakın sanat severin katıldığı fuar her geçen yıl daha büyük bir başarıya imza atıyor.

Fuarın proje bünyesinden bazıları, Yunanistan’ın son yıllardaki ekonomik krizini ele alan “ARC”, Yakumo Koizumi’nin insanın benliğini sorgulatan ve düşündüren “Where Clouds Are Born” ve Theodoros Stamos’un Yannis Katomeris tarafından yönetilen kısa filmi “The Irascible of Color”.

Bu senenin onur konuğu sanatçısı ise; 93 yaşındaki, Yunan asıllı, usta heykeltıraş; Vassilakis Takis. Eserlerinde elektro manyetiğin görünmez gücünü kullanan deha sanatçının heykelleri Paris’in sokaklarından sonra bu sefer Art Thessaloniki’yi süsleyecek. Fuarda aynı zamanda “Medical Centre of Nea Michaniona” yararına açık arttırma düzenlenecek. “ART THESSALONIKI INTERNATIONAL” fuarı 22 Kasım 2018’den 25 Kasım 2018 tarihine kadar sürecek.

 

http://art-thessaloniki.helexpo.gr/en

Huri Kiriş Terra

11 Ekim 2018 / 07 Kasım 2018


 

Çağdaş Türk resminin önemli temsilcilerinden Huri Kiriş’in Terra başlıklı solo sergisi 11 Ekim’de izleyiciyle buluşuyor. Kiriş’in son dönem işlerini göreceğimiz bu serginin odağında insanın dünyayla/toprakla kurduğu mülkiyet ilişkisi, bu çarpık ilişkinin başlattığı ve insanlığı artık topyekün bir yıkımın eşiğine getirmiş olan şiddet döngüsünden çıkma arzusu var. Dünyanın evrendeki yerinden insanın dünyadaki yerine bakan, ancak bu makro ölçekten bakıldığında saçma sapanlığını ele veren insanlık durumunu güncel yıkım imgeleri üzerinden yeniden ve çarpıcı bir boyutta gösteren sergide, kentsel yaşam alanları, bu alanları insanlarla paylaşan hayvanlar, hayvanların kendi yaşam alanlarını yaratıcı biçimlerde dönüştürme ve şiddet döngüsünden çıkma becerisi de dokunaklı bir karşıt-imge olarak yer alıyor. Hayvan ve insanın dünyaya ve toprağa yaşamsal bağımlılığına, bu köklü ihtiyaç ilişkisinin hayvan ve insanın dünyaya bağlanışında ne kadar farklı biçimler alabildiğine, yalnızca bu farkı idrak etmenin bile insanlık için hayati önem taşıdığına bu oldukça karanlık eşikten bakan resimlerde topyekün yıkım yine de insanlık için kaçınılmaz bir son değil, insanca bilemeyişlerden ve doyumsuzluktan beslenen bir tehlike. Tam da bu nedenle Huri Kiriş’in resimlerine bakmak karamsarlık değil farkındalık ve değişim vaat eden bir deneyim.

 

YerTophane-i Amire Kültür Merkezi

Adres: Kılıç Ali Paşa Mah. Defterdar Yokuşu No:2 Tophane Beyoğlu İstanbul

 

KORUNAKSIZ BUKET GÜRELİ

17 ekim / 09 kasım 2018


ÇİĞDEM ZEYTİN

‘’KORUNAKSIZ’’ sergisi üzerine

Issız bir boşluk uzanıyor içimde

etrafımda kalabalıklar

onların boşlukları da uzanıyor sonsuza,

bildiğim tek şey bilinmezlik

ve bilmediğim şey ise bildiklerim…

Buket Güreli yeni sergisinde bizi tenlerin ıssızlığında var ettiği endişelerimizle buluşturuyor. Özellikle kadın teninin çıplaklığının bir adım ötesinde bedenlerin duruşlarında asılı kalıyoruz; biraz tedirgin, biraz anlamaya yeksan.

Tanıdık geliyor bir süre sonra yüzlerini göremediğimiz figürler. Sanki bir akşam sohbetinde arkadaşlarla laflarken bacaklarımızı sıkıştırıp kollarımızı kenetlediğimiz huzursuz akşamlarımızda olduğu gibi içe dönük oturuyor figürlerden biri. Bir diğeri; her akşam yatağa girdiğimizde parçası olmaktan endişe ettiğimiz ve her gün maruz kaldığımız tanımsız yeni dünyamızı yok sayarak başına çekiyor battaniyeyi. Yine de bedeni her olasılığa, her zorluğa ve tekinsizliğe açık…

Zihnimizi örtmeye çalışsak da; bedenlerimiz konuşuyor sanki içinde bulunduğumuz dönemin gerçeklerini. Yeni bir dünyanın yeni gerçekleri, korkuları, belirsizlikleri ve söylenceleri. Eskiden kentteki bireyin yalnızlığından söz edebilirdik mesela sanat yazılarında fakat artık küçülen ve kalabalıklaşan dünyanın tam ortasında yeni dönemin getirdiği olanaklarla olanaksızlaşan yaşamlara sahibiz. İşte tam da bu yüzden bedenlerimiz titrek, bedenlerimiz tedirgin, beklentili ve bir o kadar umutsuz bir varoluşla yaşıyorlar her günü.

 

Endişeyi Örtmek

Bazı figürleri saran, kuşatan, belki de koruyan örtüler dikkatimizi çekiyor tuvallerin arasında. Yer yer bedenlerini örtmüş figürlerin kullandıkları örtüler ellerinde tutunabilecekleri ne varsa yamayarak yarattıkları birer sipere dönüşmüş sanki. Her an kendilerini gizleyebilecekleri, muhafaza edebilecekleri örtülerle tetikte bir duruş sergiliyorlar. Örtü; metafor olarak değerlendirdiğimizde doğası gereği yumuşak ve kucaklayan bir obje olmasına rağmen Güreli’nin resimlerinde köşeli parçalarla form kazanmış. Sıcak, sarılıp sarmalananıp gezdiğiniz, güvenle uyuduğunuz mutlu bir dünyaya değil, aksine hızlı ve pratik bir dünyaya ait ve temel ihtiyaç olan örtünme ihtiyacını karşılamak üzere üretilmiş gibiler.

 

Çıplak Gerçek 

Peki neden nü ve özellikle kadın nülerle karşı karşıyayız? Sanat tarihinde alegorik yani kinayeli kadın nü kullanımına çok fazla örnek verebiliriz. Bununla birlikte örnekleri çok olsa da sanat tarihinde iki tip kadın nü kullanımı vardır. Biri arzu nesnesi olarak çizilen röntgenlenmeye açık, duru ve zarif kadın tasvirleriyken, diğeri ise tam tersi kadınların çıplaklıklarının alt metinleriyle izleyicisini sarstığı, dönemin politik, sosyolojik ve toplumsal gerçekleriyle yüzleştirdiği estetik kaygılardan uzak tasvirlerdir. Tıpkı Fransız sanatçı Jean Leon Gerome’un resmettiği “Truth Coming Out Of Her Well To Shame Mankind” yani “İnsanlığı Utandırmak İçin Kuyudan Çıkan Gerçek” adlı eserinde olduğu gibi…

Buket Güreli’nin nüleri de yüzyıllardır erkin tahakkümüyle metalaşan ve hangi medeni seviyede olursak olalım belki de çağların derinliklerinden gelen kaygıyı taşıyan kadın bedenlerinden oluşuyor. Tıpkı çevresel etkenlerden korunmak gibi basit bir amaç için değil de, toplumsal cinsiyet rollerinin biçtiği kostümlere bürünmeye sürüklenmiş, tetikte olmayı bellek haritalarında taşıyan kadın bedenlerinde olduğu gibi Buket Güreli de kadının bedeninin çıplaklığının taşıdığı tedirginliği tuvallerine taşıyarak yansıtmış zamanın ruhunu.

 

Tekniğin Geçirgen Doğası

Kullandığı teknik ise figürlerin içlerinde bulundukları belirsizliği neredeyse olduğu gibi hissettiriyor. Sadece kağıtlarla kolaj tekniğini kullanarak hayat verdiği figürlerin bedenleri o kadar kırılgan ki adete ışık hüzmeleri tenlerinin sınırlarından geçerek sonsuzlukta kayboluyorlar. Figürlerin sadece bedenleri değil aynı zamanda tenlerindeki ışık da bir o kadar huzursuz. Karanlığın iktidarında titreşen küçük ışıklar gibi naif ve solgun ama umutlu bir halde tuvalin kadrajında salınıyorlar.

Buket Güreli Korunak adlı sergisinde; genelde Türkiye’de sanat üretiminde çokça gördüğümüz iktidar ve dönem eleştirisini yaparken kendini ifşa eden görsel sembollerle anlatımcı bir yol seçmek yerine, bireylerin kendi dünyalarında ve sosyal akışlarında beden dilleriyle sessizce anlattıkları huzursuz dünyayı resmediyor. Karanlığın aydınlıktan bağımsız olamayacağı gerçeğini de yanına alarak tuvallerine umudu taşımayı da unutmuyor.

 


 

‘UNSHELTERED’ by Buket Güreli

A desolate void stretches within me,

Crowds all around

Their void stretches to infinity

The unknown is all that I know

And all I do not know is my knowledge….

In her latest exhibition, Buket Güreli brings us together with our anxieties she’s conjured up at the desolace of flesh. We’re suspended a step beyond the nudity of especially the female body, with the posture of the bodies; part anxious, part at the cusp of comprehension.

Faces that, albeit familiar, are unseen after a while. One of the figures sits in a pose, with locked limbs and introverted, similar to one we’d have during an evening chatter amongst friends. Another pulls up the blanket, as if to ignore the new world to which we’re constantly exposed and of whose part we’re anxious to be a part. Yet, her body is exposed to all possibilities, all hardships and all uncanniness.

Though we want to cover our minds, it is as if our bodies speak the truths of the era we live in. New truths, fears, uncertainties and narratives of a new world. For instance, in artistic texts, we used to be able to speak of the solitude of the individual in the city, but we have lives that become impossible with the possibilities in the midst of a shrinking world and swelling crowds. Just for this reason, our bodies are trembling, anxious, expectant and they live each day with just as hopeless an existence.

 

Concealing Anxiety

Amongst the canvasses, we notice covers than wrap, surround and even protect certain figures. The covers clutched by the figures to wrap themselves transform into shields which they had cobbled together from whatever they get their hands on. With their covers, they strike a pose in which they could conceal and defend themselves. Considered as a metaphor, despite being a soft and embracing object, the cover in Güreli’s works assumes an angular form. It’s as if the covers were produced not for a contented world, in which you wrap yourself in cosiness and sleep in peaceful security, but instead for a world that is fast and practical, and in which the primary need is to take cover.

 

Naked Truth

Then, why the nude and why are we up against specifically female nudes? In the history of art, we can find copious examples of allegorical uses of the female nude. Although the examples are numerous, there are two types of female nude in art history. The first, the nude as an object of desire, is simple and graceful, also open to voyeurism, while the other is the one whereby the nudity shakes the viewer with its subtext and are distant to aesthetic concerns in favour of confronting the spectator with the political, sociological and social realities of their period. As French artist Leon Gerome has depicted in his Truth Coming Out Of Her Well To Shame Mankind..

Buket Güreli’s nudes consist of the bodies of women that are commodified through centuries of male domination and that bear the anxiety of ages, regardless of our level of civilization. Just like the bodies of women who maintain vigilance and who have opted to assume the costumes dictated by the sexist roles of society instead of protecting oneself from the elements, Buket Güreli has also reflected the spirit of the times by bringing the anxiety of the nude body of women into the canvas.

 

The Transparent Nature of Technique

Her chosen technique almost completely convey the uncertainty of the figures. The figures, which she created simply through paper and collages, are so fragile that rays of light almost pass through the borders of their skin and disappear into infinity. Not only the bodies of the figures, but also the light upon their bodies is ever so restless. Like tiny lights flickering under the reign of darkness, they are naive and pale, but they also sway hopefully within the canvas.

In Buket Güreli’s exhibition, Shelter, conducts the oft-encountered critique of power and times, while also depicting the restless world of individuals that is conveyed silently in their social flow via their body language, instead of taking an expressive route of self-expositional visual symbols. Not omitting that darkness cannot exist without light, she minds to bear hope into her canvasses.

“İSTİF” | HAKAN GÜRSOYTRAK

26 Nisan – 26 Mayıs 2018


 

Hakan Gürsoytrak bu kez kolaj çalışmalarından oluşan “İstif” isimli sergisini Evin Sanat Galerisi’nde açıyor. Sanatçı 1980lerden beri özgün tekniği, eleştirel gerçekçi bakış açısıyla devam ettiği ve günümüzün toplumsal sorunlarını irdelediği eserlerinin ardından, yeni sergisinde kolajlarıyla karşımıza çıkıyor.

26 Nisan’da başlayacak olan “İstif” 26 Mayıs 2018 tarihine kadar Evin Sanat Galerisi’nde görülebilir.

Büyük Bebek Deresi Sokak
No:13 34342 Bebek – İstanbul
t: +90 212 265 81 58
f: +90 212 2577675

*evin sanat galerisi basın bülteni

Zaman Kuşu Neş’e Erdok

03.04.2018 / 09.06.2018


Türkiye’de figür resminin önde gelen temsilcilerinden Neş’e Erdok’un yaşamı ve eserlerini içeren, yazarlığını Oğuz Erten’in yaptığı ¨Zaman Kuşu: Neş’e Erdok’un Yaşamı ve Sanatı¨ isimli kitap dolayısıyla hazırlanan sergiye ev sahipliği yapıyor. 3 Nisan – 9 Haziran 2018 tarihleri arasında gerçekleşecek “Zaman Kuşu” isimli sergide sanatçının 1970’li yıllarda ürettiği eserlerinden günümüze dek uzanan geniş bir seçkiye yer veriliyor.

Bozlu Art Project koleksiyonunun sergilendiği ve sanat-araştırma faaliyetlerinin yürütüldüğü Şişli’deki tarihi Mongeri Binası, bu kez kapılarını Bozlu Sanat Yayınları’ndan çıkan ¨Zaman Kuşu: Neş’e Erdok’un Yaşamı ve Sanatı¨ isimli kitap dolayısıyla sanatseverlere açıyor. Türkiye’nin sanat tarihinde belli köşe taşlarında yer alan sanatçılar hakkında yapılacak monografik çalışmaların önemine dikkat çeken kitap, gerek eğitimci kişiliği gerekse resimleriyle hafızalarda yer eden sanatçı hakkında bugüne dek yapılmış en kapsamlı çalışma.

Üç yıla yakın bir araştırmanın ve Neş’e Erdok ile yapılan görüşmelerin ardından çıkan kitabın ilk cildi, sanatçının çocukluk yılları, ailesi, Akademi’deki eğitim süreci, İspanya ve Fransa’daki eğitim yılları, bugünkü adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan Akademi’de otuz beş yıl sürdürdüğü öğretim üyeliği görevini içeren yaşam öyküsüne yoğunlaşıyor. Neş’e Erdok’un seriler halinde çalıştığı Saltanat, Sokak Satıcıları, Suç ve Ceza, Gece Yolculuğu, Gölköy gibi temaları konu edinen bölümler ise Erdok’un resimlerini üretirken etkilendiği yazarlar, şairler, ressamlar, toplumsal olaylar ve kişilerden hareketle resimlerinin ardında yatan düşünceye odaklanan yeni bir okuma önerisi sunuyor. Bir retrospektif niteliğinde hazırlanan kitabın ikinci cildi sanatçının kendi arşivi, koleksiyoncularla yapılan görüşmeler ve araştırmalarla ulaşılabilen tüm Neş’e Erdok resimleri ve desenlerini kapsıyor.

kaynak: oggusto.com

Saklanmak Keyiftir  Başak Bugay

05.04.2018 / o5.o5.2018

Başak Bugay’ın Millî Reasürans Sanat Galerisi için hazırladığı ‘Saklanmak Keyiftir’ sergisi 5 Nisan’da sanatseverlerle buluşacak. Başlığını D. Winnicott’un ‘Saklanmak keyiftir, bulunamamak felaket’ sözünden alan sergide, psikenin halleri ve esas olarak mahremiyet kavramı araştırılıyor

Başak Bugay’ın ‘Saklanmak Keyiftir’ sergisi, izleyiciyle birlikte kolektif bilinçdışını tetikleyen bir buluşma sürecini konu alıyor.

Zeynep Sayın, sergi için kaleme aldığı yazısında şöyle diyor: “Başak Bugay’ın işleri rahatsızlık vericidir. Bakılmaması, görünmemesi gereken şeylere ve mekanlara baktığımız hissine kapılır, çocukları bu bebekevlerinden korumak istedikçe daha çok yabancılaşırız onlara: aslında korumak istediklerimiz çocuklar değil; kendimizizdir. Yine de kendimizi tutamaz, daha çok bakmak için bir kapağı açar, bir örtüyü kaldırır, bir delikten bakar, bir mahreme sızarız. Değil mi ki, baktığımız, bir bebek evidir. Ama değildir. Ölüm insanın mahremidir.

Başak Bugay güzellemeden, yüceltmeden, kanmadan, anlam yüklemeden, maketleri ve bebekleriyle oyun oynamanın gerçeğini suratımıza çarpıvermiştir: (…) Doğru yerde doğru takılan bir maske, doğru sürülen bir iz, unuttuğumuzun farkında bile olmadığımız şeyleri bize hatırlatabilir. Atalara tapınacağına atalara nasıl tapınmış olduğumuzu bize açabilir. En basit bezden bebekler üzerinden sanat (imge/ kültür/ siyaset/ hukuk) tarihlerini okunur kılınabilir. Bugay’ın işleri, bebekler üzerinden tarihe doğru iz sürmemizi sağlayan birer geçit olabilir.

Sahipli olanlar imgelerdir ölüm sahipsizdir. Başak Bugay, soysuzluğun bebeklerini dikmiş, yüzsüzlüğün maskesini pişirmiştir.”

Sergi, 5 Mayıs’a kadar Millî Reasürans Sanat Galerisi’nde izlenebilecek.

Gaia’nın Güncesi, Yonca Saraçoğlu

04.04.2018 / 30.04.2018

Yonca Saraçoğlu’nun Gaia’nın Güncesi başlıklı heykel ve desen sergisi 4 Nisan tarihinde Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire KSM, Tek Kubbe Salonu’nda saat 18.00’de sanatseverlerin ziyaretine açılıyor. 30 Nisan tarihine kadar açık kalacak serginin küratörü Erkan Doğanay

Yonca Saraçoğlu bu kapsamlı sergide, yeryüzünün insan, hayvan, bitki gibi tüm canlarının güncesini yazıyor.  Savaşlar, büyük göçler, aşırı çoğalma, sınırsız tüketim ve kirletme gibi sıradan (!) insani etkinliklerle hasta edilen Yeryüzü, yani canlı bir varlık olan, evrendeki tek dayanağımız, tüm canlıların birlikte oluştuğu ‘Gaia’, dişi prensip olarak kadınlığın inkar edilen gücünün metaforuna dönüşüyor.  Sanatçı asıl meselesini, “bu gücü ‘Can’la hayat bulan, ‘Gönül’le tinselleşen beden imgesi üzerinden, kadının yeryüzüyle olan ve kendi yaşam döngüsündeki serüvenini irdelemek, efsanevi tarih perspektifinden mitler ve arketipler aracılığıyla sorgulamak” olarak belirliyor.  Yeni üretimlerle önceki çalışmaların bir arada yer aldığı sergide, kolektif bilinçaltından yürüyen tema ve semboller, sanatçının kendi öznelliğinden doğan işlere sızarak büyük anlatının ve ‘Arkaik Panteon’un tamamlanmasına yardımcı oluyorlar.

Seçkideki işlerin ortaklaştığı temalar; potansiyel / koza / ölüm / yeniden doğuş ve dönüşüm, eşik / başlangıç ve kayıp / suçluluk / sorumluluk duygusu ile içgözlem / aydınlanma olarak sıralanabilir.

kaynak: Art Unlimited

Kemal İskender Resim Sergisi

23 MART – 21 NİSAN 2018

LONDRA 1977 – İSTANBUL 2017

Kemal İskender’in 11.kişisel sergisi 23 Mart 2018 Cuma günü Akademililer Sanat Merkezi’nde sanatseverler ile buluşuyor.

“Londra 1977 – İstanbul 2017” başlığını taşıyan sergi, Kemal İskender’in, üniversite eğitimi sonrası 1970’lerde devlet burslusu olarak gittiği Londra’da başlayan ve halen İstanbul’da devam etmekte olan çalışmalarından bir seçki sunuyor. Yaklaşık kırk yıllık bir çalışmayı kapsayan sergide; desen, sulu boya, guaj ve yağlı boya olmak üzere birçok farklı teknikte otuz beş eser yer almaktadır.

Sanatçının tüm gelişim aşamalarını içeren örnekleriyle adeta küçük bir “retrospektif”i temsil eden sergi 21 Nisan tarihine kadar Akademililer Sanat Merkezi’nde görülebilir.