Kaybetmeden/ Zeycan Alkış

1 Ekim-21 Ekim


 

Zeycan Alkış, uzun çalışma sürecinin ardından Karşı Sanat’ta “Kaybetmeden” başlıklı sergisiyle 1 Ekim-21 Ekim tarihleri arasında izleyici karşısına çıkıyor. Sergi; zamansız, hayali bir mekanda kent kurgusu üzerinden sanatçının özgün tekniklerle yaptığı çalışmalarla olağanüstü bir dünya yaratıyor. Bizi terk edilmiş tarihi yerlerde gezintiye çıkararak,düşlerini gerçek kılıyor…

Alkış, izleyiciyi Narmanlı Han’dan Haydarpaşa’ ya, Galatasaray’dan Kamondo merdivenlerine, Çiçek Pasajı’ndan Tünel’e sal üzerinde zamanı dışarı atarak bir yolculuğa çıkarıyor. Henüz terk edilmiş hissi veren figürün izlerini gösterirken kendini göstermiyor. Sokaklarında dolaşan balıklarıyla kurduğu ilişki çağdaş sanat dilini yeniden kurguluyor.

“Kaybetmeden” sergisini 1 Ekim-21 Ekim tarihleri arasında Karşı Sanat’ta görmeniz mümkün.
Gazeteci Erol Dernek Sokak No:11/4 Hanif Han

Beyoğlu/İstanbul

Nuri İyem 100 Yaşında/Portre


16 eylül-31 Ekim

Nuri İyem, “Nuri İyem 100 Yaşında/Portre” adlı sergiyle 100. doğum yılında anıldı.

‘nde açılan serginin direktörlüğünü üstlenen Feyyaz Yaman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, serginin İyem’e 100 yıllık bir perspektiften bakma imkanı sağladığını belirtti.

Sergi için sanatçının atölyelerini araştırdıklarını kaydeden Yaman, “Nuri İyem’in öğrencilik yılları, 1930’lar, dönemin Cumhuriyet ideolojisinin kültüre etkileri, yaptırımları ve o doğrultuda sanatçının özgür karşı refleksi, onun şekillenmesi ve yansımaları sergide daha derli toplu görünüyor” ifadelerini kullandı.

Feyyaz Yaman, İyem’in muhalif dilini sistem içinde sürdürdüğünü anlatarak, şunları kaydetti:

“O dönemin resmi içine, 60’lardan sonra özellikle başörtülü bir insan profili sokuyor. Köylülük kaynaklı şeyleri, ilk defa toplumsal bir rahatlıkla Türkiye burjuvasının ortamına sokmak, bence alttan alta muhalif söylemin de inşası. Bunu başarmış birisi. Atölye oluşturmak, atölye sahibi olup onu yaşatabilmek, bağımsız bir ekonomikurabilmek için çok güç. Onu başaran ilk sanatçılardan biri. O dönem, bir kısım sanatçı arkadaşları, çözümü kaçmakta bulmuş. Burada bohemlik ortamı da yok.”

-Sergide sanatçının kişisel atölyesi canlandırıldı-

Sanatçıyı anmak üzere açılan sergi, Nuri İyem’in kişisel atölyesinin canlandırması, sanatçının kişisel eşyaları, arşivinden belgeler, mektuplar ve notların da yer aldığı arşiv-sergi niteliği taşıyor. Sergide, İyem’in 68 yıllık sanat yaşamında ürettiği, farklı dönemlerini yansıtan ikonlaşmış portrelerinin yanı sıra daha önce sergilenmemiş eserleri ve atölyesinden tamamlanmamış resimlerini de içeren eserler bulunuyor.

Sergiye paralel olarak, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi‘nde Türkiye resim sanatında portre geleneği ve Nuri İyem resimleri üzerine bir sempozyum düzenlenecek.

İyem’in hayatını fotoğraflarla anlatan, bugüne kadar kendisi için düzenlenen sergilere, yayımlanan kitaplara ve 68 yıllık sanat yaşamında ürettiği, kayıt altına alınmış 2 bin 468 esere yer veren internet sitesinin de hazırlıkları devam ediyor.

Sergi, 31 Ekim’e kadar ziyaret edilebilecek.

14. İstanbul Bienali


 

5 Eylül-1 Kasım

Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Koç Holding sponsorluğunda düzenlenen 14. İstanbul Bienali, 5 Eylül-1 Kasım tarihlerinde ücretsiz olarak gerçekleştiriliyor. TUZLU SU: Düşünce Biçimleri Üzerine Bir Teori başlığıyla Carolyn Christov-Bakargiev tarafından bir dizi işbirliği içerisinde şekillenen 14. İstanbul Bienali’nde; Afrika, Asya, Avustralya, Avrupa, Ortadoğu, Latin Amerika ve Kuzey Amerika’dan 80’in üzerinde katılımcının 1.500’ün üzerinde eseri iki ay boyunca şehrin farklı noktalarında gezilebilecek.

Boğaz’ın Avrupa ve Anadolu yakasını içine alan 36 mekânda gezilebilecek TUZLU SU, müzelerin yanı sıra tekneler, oteller, eski bankalar, otoparklar, bahçeler, okullar, dükkânlar ve özel konutlar gibi kara ve su üzerindeki geçici yerleşim alanlarına yayılacak.

Bienalin Medya Toplantısı
Uluslararası basının yoğun ilgi gösterdiği 14. İstanbul Bienali’nin medya toplantısı, bu sabah Özel İtalyan Lisesi’nde gerçekleştirildi. İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı ve İstanbul Bienali Direktörü Bige Örer’in konuşmalarının ardından toplantı, 14. İstanbul Bienali’ni şekillendiren Carolyn Christov-Bakargiev’in bienale dair detaylı bilgiler aktarmasıyla devam etti. Bienalin gerçekleştirilmesini sağlayan ekibin temsilcileri de sahnedeydi.
Medya toplantısında, konuşmaların ardından bienal sanatçılarından Adrián Villar Rojas, Liam Gillick ve Theaster Gates sahnede kısa bir konser verdi.
14. İstanbul Bienali medya toplantısına, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa V. Koç da katıldı.
14. İstanbul Bienali’nin açılış haftası için, uluslararası sanat çevrelerinden eleştirmen, küratör, müze ve galeri yöneticileri ile basın mensupları da dahil olmak üzere yurt dışından 5 bine yakın konuk İstanbul’da olacak.

TUZLU SU: Düşünce Biçimleri Üzerine Bir Teori
Carolyn Christov-Bakargiev, bienalin teması TUZLU SU’ya dair fikirlerini şu şekilde açıklıyor: “Boğaziçi ekseninde kentin geneline yayılan bu sergi bir materyalin –tuzlu su– ve çelişen düğüm ve dalga imgelerinin etrafında dönüyor. Çizginin nereye çekileceğini, nerede geri çekileceğini, nerede yaklaşıp nerede uzaklaşacağını araştırıyor. Bunu, açık denizlerde, aygıtlarımızın düz yüzeyleri üzerinde parmak uçlarımızla yaptığı gibi, sualtının derinliklerinde, kat kat şifrelemeler açılmadan önce de yapıyor.
Sergi, dünyayı şiirsel ve politik olarak şekillendiren ve dönüştüren, görünür ve görünmez farklı dalga örüntülerini ve frekanslarını, su akıntılarını ve yoğunluklarını ele alıyor. Hem zamanı askıya alan durdurulmuş hareketler vardır (denizler, okyanuslar üzerinde insan taşımacılığının düğümleri, savaş, emek, etnik temizlik düğümleri) hem de dalgalar gibi dağınık ve tekrarlanan hareketler vardır (ayaklanma dalgaları, ‘jouissance’ dalgaları, elektromanyetik dalgalar). Hem kelimenin düz anlamıyla su dalgaları vardır hem de insan dalgaları, duygu ve anı dalgaları. Dalgaları teşhis ederek, görerek örüntülerinin farkına varırız – sualtındaki su örüntüleri, rüzgâr örüntüleri. Belki de bir dalga sadece zamandır – bir dalganın yüksek ve alçak noktaları arasındaki farkta duyumsanan his zamanı, dolayısıyla mekânı ve dolayısıyla yaşamı imleyebilir. Sanatla birlikte ve sanat aracılığıyla yas tutuyor, hatırlıyor, kınıyor, iyileşmeye çalışıyoruz ve kendimizi bu mekânda beraber yaşamış birçok topluluğun neşe ve canlılık olasılıklarına adıyor, formdan yeşeren yaşama sıçrıyoruz.”


 

 

“Sıradan…/ Ordinary…”

12- 31 Mayıs 2015


Buket Güreli’nin,  2003-2009 yılları arasında linol baskı tekniği kullanarak ürettiği; print, mini print ve exlibris işlerinden oluşan “Sıradan…/ Ordinary…”  isimli sergisi 12- 31 Mayıs 2015 tarihleri arasında Ankara, TAD Emin Hekimgil Sanat Galerisi’nde sergilenecek.

TAD Emin Hekimgil Sanat Galerisi

Cinnah Caddesi no : 20 Kavaklıdere / Ankara

Açılış kokteyli / Opening cocktail : 12 mayıs 2015, saat: 18.30-20.00

 

Can Gürses, kitap tanıtım gecesi

28.04.2015


Can Gürses, ikinci romanında zengin Türkçesi, sersemletici üslubuyla, renkler üstünden, Kuzgun ile Zambak’ın masalsı aşkını, diğer bir deyişle beyaz ile beyazın kara sevdasını anlatıyor.

“Ben, insanın alın yazısı kadar karayken; sen, Tanrı’nın el yazısı kadar beyazsın.”

1994’te köyü yakılan Kuzgun, cansız düşen annesini, canından edilen babasını, ceviz ağacını, battaniyesini, toprağını bırakıp, İstanbul’a göçer. Peşinden gelen çocukluğu, Kuzgun’a Emek Sineması’nın Bahtiyar’ını, Beyoğlu’nu, gençliğini, gökyüzünü, sinemayı,Lâl Devran’ın sahafını,Çiçek Pasajı’nı, rüzgârı, dostluğu, denizi, İstanbul’u, Can Edipsever’i, İzmir Palas’ı, yalnızlığını, en çok da Zambak’ı, aşkı bahşeder.

En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın adlı ilk romanının ardından Can Gürses, ikinci romanında zengin Türkçesi, sersemletici üslubuyla, renkler üstünden, Kuzgun ile Zambak’ın masalsı aşkını, diğer bir deyişle beyaz ile beyazın kara sevdasını anlatıyor.

Sayfa Sayısı: 288

Baskı Yılı: 2015

Dili: Türkçe
Yayınevi: Doğan Kitap

EXPO 2015 Milano, “YEMEK / FOOD” sergisi

01.05.2015 / 31.10.2015


 

Uluslararası EXPO 2015 Milano Fuarı, 1 Mayısta açılıyor. Fuarda bu yıl 52 sanatçının katılımıyla gerçekleşecek “YEMEK / FOOD” sergisi, 1 Mayıs tan itibaren 31 Ekim’e kadar 6 aylık bir süreçte ziyaretçilere açık olacak.

Deve

26 Mart 2015 Perşembe / 13 Nisan 2015


İSMİN DEVE HALİ

– Bir sosyal varlık durumu olarak insanlığın “deve” hali

Sosyal varlık olarak insanlık mekan (coğrafya), tarih, ekonomi üçgeninde bazen kapı arasında sıkışabiliyor.

Zamanın hızlandığı durumlarda değişim, veya uyumlanma dediğimiz süreç kaotik bir durum oluşturuyor.

Belirleyici güçler dinamiği bildiğimiz formları depresif hale getiriyor. Bu henüz “tanımlanamamışlık” haline “anlayış krizi” diyebiliriz.

Tarihin artısını yiyenlerle, tarihin yükünü taşıyan sınıfların deformasyonu sürekli ikinci gruba fatura ediliyor. Stresin gerilimi, biçimde eğrilik, yamukluk gibi deformasyonlarla dışarıdan görünür hale geliyor.

Belki de “deve”nin form olarak mutasyonu, sürdürülebilir yaşamsallığın, sosyalliğimize yansımış bir başka ifadesidir.

Sorunlar dev gibi yükseldikçe, insanlık deve gibi yamuluyor. Önümüzdeki hendekler giderek derinleşiyor. “Yamuk bakmaya” gerek kalmadan yamuluyoruz.

Tarihin bu eşiğinde “görecelik” akışkanlar dinamiği, sanallık tanımları, kaos, korku ve belirsizlik formatında otorite ve şiddet olarak dayatılıyor.

Batıdan Doğuya uzanan bu çizgisellikte, “doğrudan”, eğilip-bükülmeye dönüşümün “develik” hallerini araştırmaya yönelik estetik bir çaba çerçevesinde Hakan Gürsoytrak, MeMeT Güreli, Yavuz Tanyeli, Sezai Özdemir, Arslan Cem Şahin, Cem Arslan, Erdinç Ünlü, Buket Güreli ve Feyyaz Yaman çalışmalarından oluşan sergi 26 Mart 2015 Perşembe gününden itibaren, 13 Nisan 2015 e kadar İstiklal Caddesi Aznavur Pasajı No: 108 Kat: 9 adresinde ADASANAT Etkinlik Salonu’nda izlenebilir.
Feyyaz Yaman

Toufic Hamidi Resim Sergisi

 

20.0102015/ 23.01.2015


Suriye’li genç sanatçı Toufic Hamidi’nin kişisel sergisi  20.01.2015 tarihinde, 18.30 dan itibaren Adasanat Etkinlik Salonunda açılıyor

11. his, hayat bir sahnedir.
“acele etme ki gecikmeyesin! Beni nereye götürüyorsun?
Sokağın ortasında bir gece yarısında, müzik başlar ve tekrar eder durur. seni
iyice görüyor, duyuyorum; işin merkezinde ve dairenin kalbinde.
Kafamı hergün toparlıyorum, rüzgar iki kat çıkar, dünya etrafında turunu
tamamlayıp karşı pencereden tekrar döner.
Deliler de başka boyutlarda akıllıdır.
Ne duymamı istiyorsun?
Kendimi, dünyanın diğer tarafında durduğunu hayal ettiğim kendimi, hem zıttım
hem aynım, sabaha akşam, geceye gündüz diyen kendimi; buna inanmak için
geç uyuyorum.
O yedi kanatlı bir kuş, sakinleşemeyen bir ruh. O birbirine benzeyen şekillerde,
hareketli gölgelerde. O çiçeğin merkezindeki kuş gözü, gövdesi sana nereden
başlayacağını söylemeyen sarı çiçeğin ve iki ağaç arasında bir dağdan filizenmek
için gider.
Kendim bana der ki; resmetmesi zor bir tesadüften geçen, bundan sonrası ne?
İki harfle biten bir şiir yaz ya da bildiğim bir hikaye. Anahtarlara sahip değilsen
atlama, renkli ekmeğin kokusunu bilerek de dönme.
Hayallerinin köklerini takip et ve bir kereliğine dön ki suyun yolunu anlayasın,
beynini bir gün yiyecek olan o bitki onu içmeden.
Nereden başlayacaksın? Sana doğru uçarak başlayacağım, kendime doğru.. bir
şeyin sonundan başlayacağım.. konuşmaktan korkmuyorsan dinleme.. koşmadan
önce düşünme.
Gerçek duygunu çıkar at ki saatten daha yavaş bir nefes alasın, böylece duracak
olan zamanın kendisiyle bütünleşecek, seni bana ve kendine geri getirecek.
Yüzlerin birleştiği ve sana benzedikleri zaman. O zaman soruya cevap vereceksin,
nereye gidiyor satıcı işini bitirince? Nereye gidiyor sunucu haberleri sunduktan
sonra? Arkadaşlar nereye gidiyor hayattan sonra? Annem nereye gidiyor
doğumdan sonra? Yarın nereye gideceğim? Kiminle alay edeceğim bundan sonra
rabbim?”

Toufic Hamidi
Toufic Hamidi, 1988’de Halep’te doğdu, Suriye’de yaşadı.
Halep Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinden 2011’de Gravür/Grafik Tasarım
bölümünden mezun oldu.
2012’de Suriye iç savaşı sırasında Suudi Arabistan’a yerleşti.
Toufic Hamidi, 2014 başından beri İstanbul’da yaşıyor.
Sergiler:
Suudi Arabistan, Riyad, Naila Art Galeri “Hazıfanın daireleri”, kişisel sergi 2014
Suudi Arabistan, Cidde, Cidde sanat haftası, karma sergi 2014
Suudi Arabistan, Al Khubar, Acoustic Art Cafe, kişisel sergi 2013
Suudi Arabistan, Riyad, Lam Art Galeri, genç sanatçılar, karma sergi 2012

Noir ‘Kara’ Halil Yavuz Ertürk


 

Halil Yavuz Ertürk’ün “Noir-Kara’’ isimli sergisindeki eserleri Galeri Versus Art Project’te görülebilir.

Halil Yavuz Ertürk’ün eserleri, sürekli değişen şehir yaşamının

ve yapılaşmanın insan üzerindeki etkisini tuvalde hissettiriyor. lerinde şüphe, korku,

melankoli ve isyan duygusunu harmanlayan Ertürk, üstüne gittiği doğalcılıkla estetiği adeta

yağmalıyor. Sanatçı natürmort çalışmalarında kullandığı renk seçimiyle de durağanlığa canlı

bir manzara izlenimi katıyor.

 

Ressam ve Resim: Mehmet Güleryüz Retrospektifi

8 Ocak- 28 Haziran 2015


 

 

İstanbul Modern’in düzenlediği “Ressam ve Resim: Mehmet Güleryüz Retrospektifi”, sanatçının 1960’lı yıllardan 2010’lu yıllara uzanan kariyerinin bir dökümü niteliğinde. Sergi, Güleryüz’ün resimden desene, heykelden gravüre, tiyatrodan performansa uzanan zengin ifade arayışının gelişim ve dönüşümüne ışık tutuyor.

Eleştirel ve dışavurumcu üslubu ile yarım yüzyıldır Türkiye sanat sahnesinde kendisine özel ve ayrıcalıklı bir yer edinen Mehmet Güleryüz’ün sanatının merkezini insan ve onu çevreleyen sosyo-politik koşullar oluşturuyor. 1938 yılında doğan sanatçı, figür temelli çalışmalarıyla Türkiye’deki sosyo-kültürel ve politik dönüşümün insanlar üzerindeki etkilerini eleştirel ve ironik bir dille dışavuruyor. Aile sevgisi, kadın-erkek ilişkileri, doğa ve canlılar, görsel ve sözel kültürü etkileyen tüm süreçler resimlerinde birer insanlık gerçeği olarak tanımlanıyor. Sanatçı izleyicisini tıpkı kendisi gibi tavır almaya ve yaşanan süreçlerle yüzleşmeye davet eden bir anlayışla sanat üretiyor.

1960’lı yıllarda Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde eğitim gören, 1970’li yıllarda Paris sanat ortamında gerçekleştirdiği happening’leriyle adından sözettiren, 1980’li yıllardan itibaren tekrar Türkiye sanat sahnesinin güncel dönüşümünde etkin rol üstlenen Güleryüz’ün sanatı, bir sanatçının kendine ait üslubunu nasıl varedebildiğine dair sıradışı bir gelişim gösteriyor. Aktif bir tiyatro oyuncusu olarak sahneye çıkan sanatçının tiyatro ile görsel sanatlar arasında kurduğu yakın bağ, disiplinlerarası yaklaşımın en ilginç örneklerinden birini oluşturuyor.

Toplumsal bir sürece ait olan Mehmet Güleryüz’ün sanatı, gündelik algılardan, bilinen ve yerleşik duygulardan hareket ediyor; bu nedenle her çalışma kendi zamanının güncel tarihine referans veriyor. Güleryüz’ün sanatı neredeyse 60 yıldır kendi çizdiği yoldan ilerliyor, zenginleşiyor ve gelişiyor. Çizgi ve desen konusunda kendine özgü bir karakter ve üsluba sahip sanatçı için desen sadece resmin bir altyapı unsuru değil, başlı başına bir sanat dilidir. Güleryüz’e göre desen; hayata tutunma, nefes alma, varoluşunu kutlama kadar kendisine yakın bir varlıktır. Desen ve resimlerinin üç boyutlu, fiziki dünyadaki yansımaları konusunda da sayısız çalışma gerçekleştiren Mehmet Güleryüz, 1970’li yıllardan bugüne heykel sanatına dair önemli araştırmalar ve örnekler vücuda getirdi. İnsan ve heykel arasındaki ilişkiyi merkez alarak figürlerinin üç boyutlu dünyadaki izini sürdü.

Sergi, sanatçının 1960’lardan itibaren desen, resim, heykel, gravür, porselen üzeri boyama, performans gibi alanlarda gerçekleştirdiği üretimleri bir araya getiriyor. Kronolojik bir akışla sunulan sergi, bir ressamın iç dünyasını anlamaya yönelik kendisinin kaleme aldığı metinlerle zenginleşiyor. Ressam ve resim arasındaki tutkulu ve derin bağı görünür kılan 200’e yakın yapıt ve multimedya sunumlarıyla canlandırılacak 200 civarındaki desene yer veren sergi ayrıca, sanatçının tüm dönemlerini, hayat hikayesini, içinden geçtiği farklı koşulları ve hakkında yazılanları bir araya getiren zengin bir biyografi duvarıyla 1960’lı yıllardan bugüne Türkiye sanat ortamının kişisel bir hikayesini de görünür kılıyor.