Bakakalırım / I stare gawking

13 Nisan / 29 Nisan 2012


BUKET GÜRELİ

Zenginlik ve yoksulluk coğrafya üzerinde nasıl dağılır? Bir kente ilk gelenleri “efendi”, en son gelenleri “parya” yapan nedir?” David Harvey

Kentsellikle ilgili kapitalist ve sosyalist formülasyonların eleştirel bir incelemesini yapan David Harvey, bir anlamda tarihsel maddeciliğin mekân çalışmalarına uygulanmasının ilk örneğini vermiş, sosyal adaletsizliğin mekân üzerindeki bölünme ve farklılaşmalarla nasıl örtüştüğünü göstermiştir.

Sosyal adalet ve Şehir adlı kitabınd, kapitalizmin popüler bilinçte genellikle bir “köşe dönücülük” olarak görüldüğünü; kapitalizmin gelişimine coğrafya üzerinde de bakılabileceğini, bakılması gerektiğini, kapitalizmin aynı zamanda mekân üzerinde oynanan bir “köşe kapmaca” olduğunu söyler ve kanıtlar.

“Teoriyi ve siyaseti mekânla ilişkilendirmek aynı zamanda insanla ilişkilendirmek anlamını taşır. Kişisel yaşam deneyimleri ile toplumsal yaşamın ve bütün bunların içinde yer aldığı mekânın düzenlenişi, kullanım biçimleri, mekânın örgütlenişi ciddi siyasal uzanımlara sahiptir. Özel ve kamusal yaşamın örgütlendiği mekân hem somut yerel, coğrafi özellikler taşır, hem de simgesel anlamlar yüklüdür. Kapitalizmde bütün bunlar piyasa mekanizmalarının elinde insanları pasif izleyiciler, özgürlük sahibi olmayan tüketiciler ve araçlara dönüştürür, yabancılaştırır.”

Günümüzde dünyanın bütün kentlerinde kentsel dönüşüm, “soylulaştırma” projeleri kapitalizmin dönemsel gücüyle, yerel kültürel dokuyla, siyasal mücadelelerle bağlantılı olarak çeşitli hız ve yoğunlukta yaşanıyor. Bundan her dönemin gözdesi İstanbul ve Beyoğlu da en büyük payı alıyor hiç kuşkusuz. Geçmişte azınlıkların kendi kültürleriyle oluşturdukları ve yaşadıkları Pera, malum nedenlerle zamanla değişime uğrayıp yerini yoksul Anadolu insanlarına (mecburen) bıraktıktan sonra, uzun bir dönem kentin yaramaz, kirli ve problemli sokak çocuğu olarak görmezlikten gelindi. Dışardan bakanların korktuğu ürktüğü, içerde olanların çok renkli, çok farklı yanlarını keşfettiği bu çocuğa artık çok “trend” olduğu üzere sistem “çeki düzen” vermek istiyor. Yine mecburen ve zorla… Bu kez son gelenler David Harvey’in bahsettiği anlamda paryalar değil, “Neo Global” sistemin gönüllü paryaları. Onlar, şimdi bölgenin yüzlerce yıllık tarihini ve birçok farklı kültürünün izlerini silerek, bir kenara atarak yepyeni, tertemiz bir “Şanzelize” yaratmak istiyorlar. Tıpkı yüzlerce yıllık “Cezayir Sokağı”ndan “Fransız Sokağı” yaratmaları gibi…Biz de bu dayatmalara, tıpkı televizyon ya da bilgisayar ekranında cereyan ediyormuşcasına bakakalmaktan öteye geçemiyoruz.

Bu sergide, ömrünün yarısını bilerek ve tercih ederek Beyoğlu’nda yaşamış, olumlu olumsuz tüm sürece tanıklık etmiş bir birey olarak, kendi semtimin bu son varoluş hallerini kendi bakışım ve kendi ifade biçimimle yansıtmak istedim. Burada üst üste biriken çok farklı kültürleri, kirli yüzeyler altındaki gerçek renkleri, çamaşırları, çöpleri, kedileri… Yine üst üste katmanlar oluşturarak dramatik kurgu denemeleri yaparak …

Tabii ki eski Pera, Beyoğlu her zaman var olacak, ancak daha “soylu”, daha “elit”, daha “temiz” yeni sahipleriyle…

O halde bizim gibilere de

“Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç

Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç”, şarkısını mırıldanarak yavaş yavaş yol almak düşecek…

Bugün değilse de Yarın


“How does poverty and prosperity disperse throughout geography? What is it that makes a newcomer “gentleman” or and a resident “pariah”? David Harvey

While performing a critical analysis of capitalist and socialist formations about urban dynamics, David Harvey provided the first example of the application of historical materialism upon studies of space, and displayed how social injustice overlapped with the division and alienation upon space.

In his book “Social Justice and the City”, Harvey proposes and proves that capitalism is often observed as opportunism, that the development of capitalism can and should be viewed through geography, and that capitalism is a tag chase played within space.

“Relating theory and politics with space means also relating them with people. The composition of personal experience and public life, along with their composition with the space within which they exist, the usage, and the organization of the space bear political consequences. The space within which political and private lives are organized possesses concrete local and geographic traits, and symbolic meanings. Within capitalism, all these are transformed into passive observers, non-liberal consumers and tools.”

Currently, urban reformation and “gentrification” occur in varying levels depending on the force of capitalism, local cultural texture and political struggles. Without doubt, Istanbul’s all-time favourite, Beyoğlu takes the toll. Having been built by minorities with their own cultures, Pera has been gradually left to impoverished Anatolians and was ignored as the city’s rundown, dilapidated and mischievous urchin. Seen as terrifying from outside, yet vibrant and distinct from within, this urchin is now considered to be “trendy” and it’s set to be rendered “proper” by the system. However, it’s forceful and obligatory… This time, the newcomers are not pariahs, but what David Harvey referred to as the voluntary pariahs of the “Neo Global”. Now this new public is attempting to efface the history and culture of centuries and to create a clean and pristine “Champs Elysses”. Just like they created ”French Street” out of the centuries-old “Algerian Alley”… And we go no further than staring at these impositions while seething by ourselves through the television or computer screen.

In this exhibition, I have attempted to reflect the states of being of my own neighbourhood whom witnessed it in all its conditions and in which I’ve lived willingly for half of my lifetime. Those overlapping cultures, the true colours beneath their grimy surfaces, the laundry, the trash and the stray cats… With overlapping layers and experimenting with dramatic compositions…

Of course Pera will always remain as Beyoğlu but with its new owners that are “nobler”, “elite” and “pristine”…

Then, for those like us, it remains to walk away while murmuring that old song,

“We’re at the horizon of no return, it is too late,

It is the final chapter, my life, pass however you may…”Tomorrow, if not today…

Tarih

13 Nisan 2012

Kategori

Buket Güreli, Etkinliklerimiz

Etiketler
Ada Sanat, Arada Derneği, Disiplinlerarası, etkinlik, Festival, görsel sanatlar, İFSAK, Kel ama Kıllı, performans ve film, Tiyatro Bereze